AGH ile nasıl tanıştım?

Merhabalar!

Bu yazımda size Avrupa Gönüllü Hizmeti kısaca AGH maceram ile ilgili karar alma ve uygulama süreçlerimden bahsedeceğim. Yazımda daha çok AGH başvurum öncesi yaşadıklarım ve başvuru sürecim olacak.

AGH Nedir?

Avrupa Gönüllü Hizmeti, 18-30 yaşları arasındaki gençlerin mezuniyet ve dil yeterliliğine bakılmaksızın, 1 yıla kadar Avrupa’da diledikleri bir ülkede gönüllü faaliyetlerde yer alarak yabancı dillerini geliştirebilme, yepyeni bir dil öğrenebilme, kültürlerarası iletişim becerilerini artırabilme, hiç tanımadığı yeni bir ortamda çalışabilme ve iletişim kurabilme stratejilerini öğrenebilmek ve bu sayede ülkeye döndüklerinde kazandıkları özgüvenle iş piyasasında seçeneklerini çeşitlendirebilme fırsatı yakaladıkları bir programdır. Başvuru için sizden yalnızca Avrupa Birliği formatında bir özgeçmiş ve motivasyon mektubu istenir. Motivasyon mektubu, sizin projeyi ne kadar istediğinizi, projeye ne kadar uygun olduğunuzu ve neden sizi seçmeleri gerektiğini anlatmanız gereken bir yazıdır. Türkiye’deki bazı sivil toplum kuruluşları kendi sayfalarında AGH ilanları yayınlarken, aynı zamanda kendiniz de yurtdışındaki bir kuruluşun oluşturduğu ilan aracılığı ile bir projeye başvurabilir ve sonrasında kendinize Türkiye’den bir gönderici kuruluş bulabilirsiniz. Burada önemli olan ise projenin gerçekten sizin yapmak istedikleriniz ile doğru orantılı olmasıdır.

Konu ile ilgili daha detaylı bilgi için Türkiye Ulusal Ajansı’nın yayınladığı “41 Soruda AGH Nedir?” dokümanını inceleyebilirsiniz.

AGH Fikrinden Önce Hayatım Ne Durumdaydı ?

Avrupa Gönüllü Hizmeti ile ilgili kısa bir açıklamadan sonra gel gelelim benim AGH macerama. Yukarıda yazdıklarımı okuduğunuzda kafanız biraz karışmış, aynı zamanda heyecanlanmış olabileceğinizi tahmin ediyorum. Çünkü ben de tüm bunlardan haberdar olduğumda hem içimi tuhaf bir heyecan kaplamıştı hem de nasıl yapacağımı düşünüyordum. Yıllardır gerek sivil toplum kuruluşlarında gerekse üniversite topluluklarında birbirinden farklı birçok çalışmada yer aldım. İnsanlarla iletişim halinde olmak, birbirinden farklı etkinliklerde ve projelerde yer almak, birilerinin hayatına dokunabildiğimi hissetmek ve insanlara bir şeyler katabildiğimi görmek her zaman beni mutlu etti ve tüm bunları her defasında büyük bir heyecanla yaptım.

Üniversite son sınıfa geldiğimde hayat sanki bana tüm bunların dışında farklı bir yüzünü gösteriyor ve gelecek kaygısı ile zihnimi doldurup taşırıyordu. Bu endişelerle kapıldığım telaş beni birbirinden farklı birçok alanda neler yapabileceğimi düşünmeye ve belirsizliğe itiyordu. Üniversite yaşantımı sürdürmeyi ve yüksek lisansa başvurmayı düşünüyordum, diğer bir yandan da özel sektörde bir işe girip hayata bir yerinden tutunmaya başlamak daha mantıklı geliyordu. Bu sırada kamuya girmeyi aklımdan bile geçirmediğimi itiraf etmeliyim sanırım. Kalbimin derinliklerinde bir ses ise bana henüz çok erken ve fırsatın varken yurt dışında bir şeyler yapmayı denemelisin diyordu.

Tüm bunları düşünürken üniversiteden mezun oldum ve özel sektörde bir lojistik firmasının insan kaynakları departmanında işe başladım. İşe gidip gelirken bir yandan bulunduğum ildeki üniversitelerin yüksek lisans sınavlarına girdim, fakat sonuç alamadım. Biraz daha çaba sarf etmeli, sınav puanlarımı ve bilgi düzeyimi arttırıp tekrar denemeliydim, fakat içinde bulunduğum iş ortamı bunları yapabilmem için bana çok az fırsat sunuyordu. Bir yandan da tüm bunları yapabilmem için gereken enerjiyi emiyordu diyebiliriz. Kendimi her ay hatta her hafta bir önceki haftadan daha yorgun, daha bilgisiz, daha eksik hissediyordum ve zamanın nasıl boşa akıp gittiğine şaşırıyordum. Yaklaşık dört ay boyunca hayatım bu çizgide devam etti. Elbette ki çalıştığım süreçte yaptığım iş ile ilgili birçok şey öğrendim, fakat benim yapmak istediğim şey tüm gün bir masanın başında oturup aynı işleri tekrarlamak ya da tam olarak bulunduğum birimin gerektirdiği işleri yapmak değil, alanın daha farklı bir bölümünde aktif olabilmek, bir şeyler üretebilmek, birilerine bir şeyler katabilmekti. Bazen yanlış bir departmanda ya da departmanımın yanlış bir bölümünde olduğumu düşündüm, bazense yeni başlayan herkesin bu aşamalardan geçtiğine kendimi ikna ettim. Yeni mezun olmuş ve işe başlamış biri için her şey güllük gülistanlık olmayacaktı tabii.

Sürekli gerçekten ne yapmak istediğimi, nerede olmak istediğimi sorgulayıp durdum. Kendimi keşfetmek için çok mu geç kalmıştım. Hayatımı bu şekilde mi devam ettirecektim gerçekten, bunun için mi senelerce okuyup, şu an asla kullanmadığım ve hayata aktaramadığım şeyler için kafa patlatmıştım. Bu düşüncelerden kurtulmak için spor yapıyor, bol bol kitap okumaya çalışıyor ve zihnimi farklı şeylere yönlendirmeyi deniyordum.

AGH ile Nasıl Tanıştım ?

Günlerden bir gün kuzenim beni bir etkinliğe davet etti. Bu etkinliği düzenleyen yakın bir arkadaşıydı ve aynı zamanda benimde takip ettiğim ama o güne kadar yüz yüze tanışma fırsatını yakalayamadığım bir gezgindi diyebilirim. Kendisini sosyal medya hesaplarından takip etmek isteyenler için instagram ve youtube hesaplarını paylaşıyorum.

Etkinlikte daha çok Avrupa Birliği projelerinden, Avrupa’nın birçok ülkesini nasıl gezdiğinden ve tüm bunların ona neler kattığından bahsediyordu. Daha önce bende yurt dışında birçok Avrupa Birliği projesine katılmıştım ve inanılmaz keyif almıştım. O, tüm bu yaptıklarından bahsederken kafamda anılarım canlanıyordu.

Gitmeden insan gerçekten kafasında oturtamıyor, anlamlandıramıyor ve zihni tüm dünyayı algılamada gerçekten sığ kalıyor. Arkadaşlar ilk katıldığım projede dünyanın ne kadar büyük ve aynı zamanda ne kadar küçük olduğunu, her birimizin birbirimize aktaracak, paylaşacak ne kadar çok şeye sahip olduğumuzu ve sınırların bizi nasılda durdurmaya zorladığını, zihinlerimize birer set çektiğini fark ettim.

Belki buna şey diyenleriniz olacaktır, abi bırak yaa iyi ki bir yurt dışına çıkmış ne anlattı. Biz de biliyoruz bunları oralara gitmediysek ne olmuş yani biz sığ mı bakıyoruz. Evet arkadaşlar ne yazık ki bunu kabul etmeliyiz, gittiğimizde ufkumuzun ne kadar genişleyeceğinin, ülkemizden dışarıya adım attığımız anda farklı olan her şeyin zihnimizi ne kadar genişletebileceğinin ve bize neler katabileceğinin farkına varmalıyız.

Tüm bu düşüncelerim gittiği projeleri ve faydalanabileceğimiz diğer seçenekleri anlattıkça zihnimde eski yerlerini alıyor ve beni heyecanlandırıyordu. Gerçekten yapmak istediğim şey bu muydu ve ben tüm bunların içinde mi olmalıydım diye tüm etkinlik boyunca kendimi sorgulayıp durdum. Etkinlik bitiminde birebir vakit geçirdiğimizde ise bana gerçekten ne yapmak istediğimi ve nerede olmak istediğimi sorduğunda cevabım yurt dışında ve tamda bu fırsatların içinde yer almak olmuştu.

Ona şu anda yapmakta olduğum işimi sürdürmek istemediğimi fakat bunu bırakıp boş heyecanlara kapılıp, vaktimi ve enerjimi bu fırsatlara harcadığımda pişman olmaktan korktuğumu anlattım.

O ise bana, risk al dedi, mutlu olmak için, istediğin şeyleri yapabiliyor olmak için, ileride dönüp baktığında neden bunu yapmadım, denemedim dememek için risk al. Sana hemen şimdi işini gücünü bırak ve projeler etrafında koştur demiyorum ama denemelisin dedi. Bir şeyler istiyorsun, kafanda farklı yerlerde olmak var ve senin içinde o enerji var. Mutlu olmak, keyif almak ve istediklerini gerçekleştirebilmek için yerinde saymak ve oturduğun yerden bir şeyler olmasını beklemek yerine sen bir şeyler yapmalısın dedi. Kabul etmeliyim ki tüm bu konuşma beni harekete geçiren en büyük unsurlardan biriydi.

Başvuru Sürecim Nasıl Başladı ?

Eve gittiğim andan itibaren projeleri araştırmaya başladım. Bu defa istediğim şey yurt dışında uzun süreli bir deneyimdi. Kısa süreli projelere katılmak yerine bir seneye yakın bir süre orada olmak istiyordum. Avrupa Gönüllü Hizmeti programını daha önce duymuştum fakat içeriğini derinlemesine bilmiyordum. Bu programla hem kısa süreli hem uzun süreli olarak yurt dışında gönüllü faaliyetlerde bulunulabileceğini öğrendim. Ben uzun süreli kısmı ile ilgileniyordum çünkü çalıştığım işi bırakacak ve hali hazırdaki düzenimi bozacaktım. Kafamdaki planlara göre uzun süreli bir proje olmalıydı ki tüm bu kurduğum düzeni bozduğuma değmeliydi. Konularına, ülkelere, bana neler katabileceğine bakıyor, bir yandan başvurmak için neler yapmam gerektiğini araştırıyor ve hazırlıklar yapıyordum. Artık gerçekleştirmek istediğim bir hedefim vardı ve kararlıydım.

Her akşam işten geldiğim gibi bilgisayarımı açıyor ve daha çok araştırıyordum. Bir sürü proje vardı, o zaman için bulduğum projelerden birçoğunun başlangıç tarihi 2019 Eylül-Ekim aylarıydı. Evet uzak tarihlerdi fakat o tarihe kadar hem elimde bulunan hali hazırdaki iş fırsatını bir tecrübeye dönüştürecektim hem de sonrasında kendimi daha hazır hissedip istediğime ulaşacaktım.

Önce Avrupa formatında özgeçmiş oluşturmayı öğrendim, sonrasında ise motivasyon mektubu nedir ve nasıl yazılır kısmına geçtim. Bu konuda birçok denemem oldu, zamanla yanlışlarımı ve eksiklerimi fark edip daha iyilerini yazmaya başladım. Bunlardan bahsettiğim yazımı sayfaya eklediğimde buradan tıklayıp yazıya ulaşabiliyor olacaksınız.

Başvurularıma Aldığım Geri Dönüşler

Başvurularım sonrası bir gün yurt dışındaki bir sivil toplum kuruluşundan mail aldım. Maili okumaya çalışırken resmen ellerim titriyordu. Fakat mailde bir terslik vardı, Yunanistan’da gerçekleşecek olan 2 aylık bir projeye seçilmiştim. Yunanistan’da bir projeye hiç başvurmamıştım, hele ki 2 aylık bir projeyi aklımdan bile geçirmemiştim. Fakat aynı kuruluşun düzenlediği İtalya’daki 12 aylık bir projeye başvurduğumu hatırlıyordum. Projelerin yerleri, süreleri ve konuları bambaşkaydı. Arkadaşlar burada küçük bir parantez açmak istiyorum, lütfen seçtiğiniz projenin konusunun, yerinin ve tarihlerinin size uygun olup olmadığına emin olun. Çünkü tüm bunlar sizin keyifli ve size faydası olacak bir proje dönemi geçirmeniz için çok önemli. Maili okuduktan hemen sonra kuruluş ile iletişime geçip nasıl oldu da böyle bir projeye seçildiğimi sordum. Kuruluş özgeçmişimi ve motivasyon mektubumu incelediğini, İtalya projesi için değil ama eğer istersem beni Yunanistan’daki bu proje için düşündüğünü söyledi. Bense onlara kısa dönem bir projeye katılmak istemediğimi ve başvurduğum diğer proje için hiçbir şansımın olup olmadığını sordum, onlar ısrarla kısa dönemin kendimi keşfetmem ve gerçekten gönüllülüğün bana göre bir şey olup olmadığını anlamam için iyi bir başlangıç olacağını söylediler. Proje iki ay sonra başlayacaktı ve iki ay sürecekti, fakat hem konusu yeterince ilgimi çekmiyor, hem de iki ay için tüm düzenimi altüst edip oraya gitmek istemiyordum. Birkaç kez daha konuştuktan sonra katılamayacağıma ikna oldular ve diğer başvurularımın sonuçlarını beklemeye başladım.

Aradan çok kısa bir süre geçtikten sonra başvurduğum başka bir projeden Türkiye’deki aracı kuruluş benimle iletişime geçti ve telefonda projeye seçildiğimi söyledi. Macaristan’da küçük çocuklar ve gençlerle kreatif aktiviteler konulu 10 ay sürecek olan bir projeye seçilmiştim. Seçildiğime inanamıyordum ve içimde çok büyük bir heyecan vardı. Fakat proje benim planladığımın aksine tam 1 ay sonra başlıyordu ve gidebilmek için hiç vakit kaybetmeden hali hazırdaki işimi bırakıp, yaşadığım evi kapatıp gitmeye hazır hale gelmeliydim.

Karar Alma Sürecim

İletişime geçtiğim gönüllüye proje hakkında biraz düşünmek istediğimi ve detaylı bilgi için sözleşmemi görmek istediğimi söyledim. Sözleşme eline ulaşır ulaşmaz bana göndereceğini belirtti ve zihnimde derin düşünceler oluşmaya başladı. Evet çok araştırmıştım, birçok şeyi biliyordum ama nasıl yapacaktım. Gerçekten yapabilecek miydim? Her şeyi bir kenara bırakıp birden toparlanıp gitmek  gerçekten bana  göre miydi? Tüm bunları düşünürken bir yandan çalıştığım firmada ülkedeki genel ekonomik sıkıntılar sebebiyle işler kötüye gitmeye başlamıştı, ve her departmandan belli sayıda çalışanın işten çıkışları yapılıyordu. Bu durumda beni biraz korkutuyordu fakat bir gün sıranın bana geleceğini hiç düşünmemiştim. Birkaç gün içerisinde işler daha da kötüye gitti ve işten çıkışım yapıldı. Tüm bunlar olduğunda ise evet işte şimdi projeye tüm kararlılığımla gitmemi sağlayacak o itici gücü bulmuştum.

Evren bana resmen bırak her şeyi ve şu projeye git diyordu. Önce ailemle birkaç konuşma yaptım. Onlara projeden, gitmeyi ne kadar çok istediğimden bahsettim. Bu süreçte bana her adımımda fazlasıyla destek oldular. Bu durum onlar için de büyük bir sürpriz olmuştu, ama benim bunu yapmayı ne kadar çok istediğimi görüyorlardı. Hep birlikte projenin sözleşmesini inceledik, bu projeye gitmenin hayatımda yaratacağı artı ve eksileri düşündük ve sonrasında kararımızı hep birlikte verip harekete geçtik. Böylelikle birçok sözleşme, pasaport ve vize süreci ile uğraşmamın ardından Macaristan’ın Szekszárd şehrinde, bilgisayarımın başına oturmuş sizlere bir gönüllü olarak hikayemi anlatmaya başladım.

Yazılarımda amacım zaman zaman yaşadıklarımdan, buraya gelirken geçirdiğim süreçleri, (Özgeçmiş hazırlama, motivasyon mektubu, pasaport, vize aşamaları vb.), burada karşılaştığım sorunları nasıl çözdüğümü, buranın gerçekten bana neler kattığını ve hangi ülkeleri nasıl gezdiğimi anlatmak. Şu an hepsinin çok başındayım ama biliyorum ki anlatacak çok fazla şey olacak ve ben sizlerle paylaşmak için sabırsızlanacağım.

Tek istediğim, eğer benim gibi bu tür programlara katılmak isteyen fakat kendine itici bir güç arayanlar varsa onlara beklemeyip bir an önce harekete geçmeleri gerektiğini söylemek.

Bir cevap yazın